6 Ekim 2009 Salı

Su Kabağının Hikayesi...








Eeee mevzu sonbahar olunca kuruyan-dökülen yaprak, dal vb. ne varsa fikr-i mühim bir hal aldı gitti. İş böyle olunca benimde kurumuş bir kabakla mücadele etmem şart oldu….
Evvel zaman içinde Adapazarı semalarında gezer iken dağ köylerinin birinde rastlaştığım 158 cm boyunda eşi benzeri zor bulunur (sanırım genetik bir problemi var, çözemedim daha : ) ) bir su kabağını bu yarışma aracılığı ile şöhret etmeye karar verdim : )
Sakin sakin öylece bir yerlerde keşfedilmeyi bekliyordu… Bende onu insan içine çıkabilir bir hale getirmek için havya ile yakmak suretiyle bitkisel motiflerle bezedim. İki ucunu keten ipiyle sardıktan sonra yine kurumuş ağaç dallarını kısa kısa keserek kabağın üzerine havya ile açtığım deliklere sapladım. Böylece daha dekoratif bir görüntü kazandı. Salonumun bir köşesine tavandan aşağıya doğru astım. İki gündür evime gelen birkaç misafirim bu çalışmamı görünce kısa süreli dil tutulması yaşadılar nedense… : )