6 Ekim 2009 Salı

Bir Sonbahar Tasviri Daha...


Sonbahar, kimine kurumuş çınar yapraklarını, kimine kış için hazırlıkları, kimineyse geçmişe ait bir anısını hatırlatır… Yani herkes için farklıdır sonbaharın anlamı!
Sonbaharı, form ve fonksiyon ilişkisi ile birebir anlatmak mı? Yoksa bunu kavramsallaştırmak mı gerekir? Sanırım ben kavramsallaştıranlardanım. Sadece sonbaharı anlatmak yerine, sonbaharın hissettirdikleri ile bir çıkış noktası yakalamayı uygun gördüm nedense…
Sonbahar bir başkasına ne hissettirir bilemem ama benim için, duyguların harman olduğu, doğanın inzivaya çekildiği mevsimsel bir süreçtir. Sonbahar geldiğinde, sarının o muazzam ışığı ile kahverenginin asil duruşu arasında rengarenk bir başkalaşıma dönüşür doğa… Varoluşun yanıltıcı suskunluğudur aslında bu! Doğa yeniden üretmek için kahverengiye bürünerek sessizce beklemeye başlar…
İşte sonbahar bana bunu hissettiriyor… Ve doğanın bu planlı ilerleyişi beni kendine hayran bırakıyor… Varoluşun en büyük görsel ifadesi, doğanın bu değişkenliğinde yatıyor.
Bende sonbaharın kahverengi ile şekillendiği bu yorgun tavrıyla, tohumların bu mevsimde toprakla bütünleşerek, yeşermek için beklediği bir varoluş hikayesini anlattım size..




Öncelikle elimde daha önceden bulunan 100x145 ebatlarında eski bir çerçeveyi kullanmaya karar verdim. Bir duvar panosu yada benzeri bir şey yapacaktım…Daha karar verememiştim!

Bu boş çerçevenin üzerinde bir yüzey oluşturmalıydım ki; derdimi orada anlatabileyim… Eski bir çarşaf sanırım işimi görürdü. Çok uzun zaman önce aldığım nevresim takımının bir parçasını kullanmaya karar verdim. Çarşafı, bu çerçevenin üzerine gergin bir şekilde gerdim. Ama çarşaf benim istediğim renkte değildi, o yüzden boyamam gerekiyordu. Süreceğim boyanın alta geçmemesi ve parlak bir görünüme sahip olması için öncelikle sulandırılmış plastik boya ile 3 kat astar attım.
Ve artık elimde bembeyaz bir zemin vardı. Fakat, aynı zamanda bu çalışmaya dekoratif bir görünümde kazandırmalıydım ki; anlatmak istediğim şey kendini gösterebilsin.




Doğanın kendini yorgun hissettiği bu mevsim, bende “yıpranma”, “eskime” gibi anlamları çağrıştırdı. O yüzden bu yüzeyi kesip parçalayarak, yer yerde yıpranmış görüntüsü kazandırarak anlatmaya karar verdim. Ve maket bıçağı ile başladım çarşafı kesmeye… Fakat bir sorun vardı; bu kesme işlemi yüzeyimdeki gerilme gücünü düşürmüştü. Bende, sert kış şartlarına karşı toprağa sımsıkı sarılan bitkilerin/ağaçların köklerinden ilham alarak, çarşafın kesilen taraflarını çerçeveye, bitkisel liflerle yapılan jüt ipi ile sabitlemeye karar verdim… Yani bu yüzeyde, bir yanda toprağı, bir yanda ise sonbaharı yaşayan doğanın varoluş mücadelesini simgesel bir yolla anlattım. İpler tohumun doğaya tutunuşunu simgeliyordu.
Sıra gelmişti bunu renklendirmeye…

Tasarruf modunda olduğum şu zamanlarda boyaya para vermek yerine, yalıtım malzemesi olarakta satılan “zift”i kullanmaya karar verdim. Evet şu yol yapımında kullandıklarından; genel adı ile asfalt… Zifti tinerle sulandırarak kullandım. Yoğun sürülürse eğer kurumuyor yoksa… içindeki tiner miktarını değiştirerek farklı tonlar yarattım. Bu aynı zamanda yüzeye deri görünümü de kazandırdı… Ve böylelikle sonbaharı insan ile de alakalandırmış oldum. Yüzey üzerine “tohum”u sembolize edecek birkaç soyut şekil de yaptım.




Yüzey üzerinde parçaladığım kısımlarda oluşan boşluk, kompozisyon açısından biraz rahatsız etti. Genel olarak çerçeve formu da çok durağandı. Buna biraz hareket kazandırmak için, alt kısmına yine iplerle bağlayacağım bir parça daha eklemeye karar verdim…




Çıtalardan keserek yaptığım 70x70x70 ebadındaki üçgen bir form bu eksiği kapamama yardımcı oldu. Onun üzerinde de tohum formları kullanarak, doğanın sonbaharda sunduğu bu doğurganlığı anlattım. Büyük yüzeyde uyguladığım tüm işlemleri, aynı şekilde bu üçgen yüzey üzerinde de uyguladım. Bu iki parçayı birbirine bağlayarak duvar panomu yerine astım… Bu aynı zamanda, mekan içinde iki farklı alanı birbirinden ayırmak için tavandan aşağıya sallamak suretiyle paravan şeklinde de kullanabilirsiniz…
Ve işte sonuç;