7 Temmuz 2010 Çarşamba

Yumurta Kabukları...

-->
 Uzun bir aradan sonra herkese merhaba,

Yoğun iş temposu beni benden aldı gitti. Dört, beş aydır soluk soluğa sürdürdüğüm koşuşturmacamı nihayet sona erdirdim. İnsanın şu şehirde mutsuz olup kendine vakit ayıramaması için o kadar çok neden var ki; yoğun iş temposu, trafik, zor insanlar, apartman yöneticisi, marketteki suratsız kasiyerler ve daha nicesi… Tepe taklak olmuş insan manzaralarına artık ziyadesiyle alıştım. Ama onları ne yazık ki yok sayamıyoruz. Hayatımıza biz istemesek de bir şekilde dahil oluyorlar…

En son paylaşımda bulunduğum yumurta karakterlerinden sonra arada bıraktığım beş aylık boşluğu çaktırmamak adına yine yumurtalı bir şeyler yapma gayretine girdim.

Kış mevsimini bitirdik, ardından bahara merhaba dedik ve şimdilerde ise sıcak yaz günlerinden şikayet eder olduk. Yaz mevsiminin en güzel tarafı; eğer tatil için bir yerlere postu serememişseniz balkonda keyif yapmaktır(En azından benim için öyle). Tabi bunun için; en az iki kişinin kütlesel olarak varlık gösterebileceği bir adet balkon, kullanılacak malzemeler arasında olmazsa olmazlardan…

Kent yaşamının içinde çayıra-çimene özlem duyarak emekli olmayı bekleyenlerin, bu balkonlarda yapacakları en büyük icraatların başında ise saksılara çiçek ekerek toprakla bütünleşme arzularını bir nebze de olsa yatıştırmak gelir. Sanırım ben de onlardan biriyim. Ortalama birkaç ay önce bu arzuları bastırmak adına bulunduğum birkaç girişim, hain kuşlar tarafından sinsice bloke edildi :))

Nasıl mı?

Marketten hevesle aldığım fesleğen tohumlarımı ve ekmek fırının önündeki saksılardan arakladığım dört kök naneyi, saksılara ekerek balkonumda onlara eşsiz bir mekan hazırladım. Ve yeni bir hayata merhaba demeleri için gün aşırı suladım durdum… Günler sonra fesleğenlerim filiz atmaya, nanelerimse yeşermeye başladı. Fakat unuttuğum bir şey vardı ki; oda hain saldırılara karşı savunmasız oluşlarıydı :)) 

 

İşten eve döndüğüm bir gün, onlara merhaba demek için çıktığım balkonumda nane ve fesleğenlerim için El-Fatiha okumak zorunda kalacağımı kırk yıl düşünsem aklıma getiremezdim. Hain kuşlar onları resmen katletmişlerdi… Filizlenmiş bütün yaprakları yemiş ve çekip gitmişlerdi. Olay mahaline vardığımda, gördüklerim karşısında şoka girmiştim. Artık her şey için çok geç derken aralarında üç kök fesleğen ve nanelerimin hala can çekişir bir halde olduklarını fark ettim. Onları hemen oradan alıp yoğun bakım ünitesine kaldırdım :))

Yaşamaları için ne gerekiyorsa yapacaktım ve kolları sıvadım…


Ben olmadığım zamanlarda onları koruyacak/kollayacak birine ihtiyaçları vardı. İki ağaç dalını birbirine “artı” şeklinde telle bağladım. Ardından eski bir kumaş parçası ile dalları sarıp mutfağa koştum. İçini boşalttığım iki tane yumurtanın üzerine asetat kalemi ile birkaç çizik attım. İçlerine soğuk slikon sıktıktan sonra dalların üzerine sıkıca yerleştirdim. Korkuluklarım artık hazırdı… Onları saksıların köşelerine saplayarak yeni görevlerinde başarılar diledim. 



Ve sonuç; artık hain kuşların çıtı çıkmıyor…



Fesleğenlerimin son hali;