20 Ağustos 2012 Pazartesi

GERİ DÖNÜŞ...

Uzun zamandır nerelerdeymişim ben böyle? :D

Şöyle bir baktımda en son paylaşımımdan bu yana neredeyse koskoca bir yıl geçmiş. İş-güç koşuşturmaca, hayat mücadelesi falan filan... İstedikten sonra mazeret bulmak oldukça kolay oluyor sanırım. Bazen insan kendini dinlemek için herşeyden elini eteğini çekiyor; çoğu zaman iyi de geliyor... Alışkanlığa dönüşmemesi şartıyla tabi.

Son iki senem oldukça yoğun geçiyor nedense. Hayatıma sürekli sıfırdan başlamam gereken şeyler dahil olup duruyor. Bazen emekliler gibi çok sıkılan canıma derman olsun diye; balkonda soğan yetiştirmek, tv'de  izlediğim filmlerdeki karakterlerin tehlikede olduklarını bağıra çağıra onlara anlatmaya çalışmak, gürültü yapan komşular ve ekmeği iyi pişirmemiş olan fırıncı gibi. iş telaşında olan insanlara yerli yersiz saldırma gibi hobilere sahip olmak istiyorum. Sanırım bunlar için daha çok erken... Çünkü emekli olmama bilmem kaçbinyüzyıl daha var. O yüzden emekli olma hevesim artık kursağımda değil ince bağırsağımda yaşamına devam ediyor. Hatta dargınız, konuşmuyoruz :)



Son zamanlarda ömrümüzün neredeyse tümü facebook, twitter ve instagram gibi lüzumsuz yerlerde geçiyor. Bizdeki de nasıl bir bağımlılıksa artık; ne var ne yoksa yazıyoruz hemen... Eskiden benim bildiğim bir tek "sınav kaygısı" vardı oda şeker ve okunmuş pirinç ile hallediliyordu :) Şimdilerde ise kaygı çeşitliliği içinde boğuluyoruz. ÖRNEK 1: "Çişe giderken bile illa birilerinin haberi olmalı kaygısı..."; Twitle hemen!


Keşke sadece bu olsa. Bir de instagram belası çıktı başımıza. Sanki biri bize bu iş için maaş veriyormuş gibi elimizde telefon otu, çöpü ve bilimum saçmalığı fotoğraflayıp kırkbin çeşit efektle öldürmek suretiyle paylaşıma sunuyoruz. Yatarken çorabını çeken mi dersin, alışveriş merkezlerinin WC aynalarında boş boş bakan suratlarını çekmeye çalışanlar mı... Nasıl bir hayal dünyasında yaşıyorlarsa artık; fantezi tansiyonları tavan yapmış. Yakında sırf çeşit olsun diye telefonları yutup midelerinin içini de çekecek bu muhteremler...

Neyse...

Kendimi bildim bileli yaşamımın içinde şu geridönüşüm dedikleri şey hep vardı. Sanırım bununda bir geni var ve o genden bende de mevcut. Yapmış olduğum daha önceki paylaşımlardan da anlaşılacağı üzere bu olay gerçekten bana keyif veriyor. Kullanamadığım ve orada bir yerde öylece boş boş duran herşey  sinirimi bozuyor(buna elinden hiç bir iş gelmeyen insanlarda dahil :) ). Bazen zamansızlıktan bazen ne yapacapağını bilememekten bu durum daha da sinir bozucu olabiliyor. Bu gibi durumlarda ilk fırsatta da nefes almadan "bundan birşey yapılır ki" sloganı ile  işe koyuluyorum. Bu girişim kimi zaman hüsranla sonuçlansa da, o süreçte verdiğin uğraşı insana yoga yapmış kadar huzur verebiliyor. Bloga yazmaya ara verdiğim şu bir yılda o kadar çok şey yaptım ki; hangisini anlatmalı nereden başlamalı bilmiyorum. Hatta çoğunu fotoğraflayamadım bile... Fotoğraf demişken; su sıra fotoğraf işi vaktimi alanlar arasında başrolü oynuyor. Yıllardır fotoğrafa olan ilgim ve tutkum giderek hayatımın merkezine yerleşti. Çekip çekip arşivlediğim onca fotoğrafı hangi hard disc'e sığdıracağımı şaşırdım. Çişe gittiğini twitleyenler gibi bende çişe giderken bile fotoğraf makinamı yanımda götürmek istiyorum :)

Profesyonel olarakta bu iş ile ilgilendiğimden olsa gerek makinam elime yapışmış durumda. Son zamanlarda çekimini yaptığım doğum ve yenidoğan fotoğraflarıda bana büyük bir keyif veriyor. Doğum fotoğrafçılığıda yeni yeni  gelişen bir sektör haline geldi. Piyasada bu işi yapan oldukça fazla insan türedi... Çoğu bu işten pek anlamıyor ama yine de bir çok aile için oldukça  hoş gelen kareler çıkıyor ortaya. Aslında bu işin en keyifli tarafı,  doğumdan 1/2 hafta sonra  hala 50 cm kadar olan o minik varlıkları fotoğraflamak. O kadar  savunmasız ve sevimliler ki; insanın oradan ayrılası gelmiyor.

 
En son Minik Esila'ya merhaba dedik... Doğar doğmaz  poz vermeye hazırdı zaten; simsiyah, uzun mu uzun saçları ile dünyaya gözünü açtı. aradan 14 günü geçirdikten sonra onu tekrar ziyaret ettim. Bu sefer bana en güzel pozlarını verecekti. Öyle de yaptı sevimli cadı...